Marka Marka Kent

Ağzı Olan Marka Kent Diyor!

 


Destinasyon pazarlamanın bir alt basamağı olan Marka Kent kavramı Türkiye’de son dönemlerde çok popüler. İki kelimeyi (marka ve kent) yan yana getirebilen herkes tutturmuş gidiyor bir marka kent türküsü. Bu da güzel bir şey aslında. Bu meselenin konuşuluyor olması bile, tüm kavramları yerli yersiz konuşup içini boşaltan (bakınız laiklik, inovasyon vb.) toplumumuzun pazarlamaya olan bakış açısının geliştiğini gösteriyor.


Bir önceki yerel seçimlerde AK Parti’nin malzeme yaptığı ve içini doldurmadığı marka kent kavramı popülerleşiyor. Gün geçmiyor ki bir belediye başkanı çıkıp “Şehrimizi marka kent yapmak için çalışmalara başladık. 8 tane köprülü kavşak, 4 tane park, 3 tane spor salonu yaptık. Seneye de metro yapacağız, sonra da stadyum…” şeklinde cümleler kurmasın. Ama ne yazık ki işin özünü kaçıran sadece bu işten çok anlamayan belediye başkanları değil.

http://www.pazarlamadunyasi.com/Desktopdefault.aspx?tabid=209&ItemId=329&Rtabid=169

Yukardaki linkte bulacağınız yazıda Murat Bey bir belediye başkanı bakış açısıyla bir marka kentte olması gerekenleri sıralamış:

Modern Otogar
Modern Havaalanı
Modern Stad
Modern Kapalı Spor Salonu
Alışveriş Merkezi
Alışveriş Caddesi

Kültür Merkezi
Kültür Caddesi
Üniversite
Gençlerin Eğlenebileceği Alanlar
Organize Sanayi Bölgesi

Esasında bunların her birine ayrı ayrı takıldım ama en çok takıldığımdan başlayacağım. Gerçekten de Muğla için bir organize sanayi bölgesi gerekir mi? Turizm cenneti olan bir kentte sanayinin ne işi var? Peki ya Artvin’e gerekir mi? O yemyeşil cennetin içerisinde tek bir fabrika bacası dahi olmamalı. Tüten bacalar sadece yayladaki ahşap evlerin bacaları olmalı. Peki bir alışveriş merkezi şart mı bir il için? Üniversite şart mı? Hele hele stad ne için lazım anlamadım gitti. Murat Bey burda genelin de kapıldığı yanılgıya düşmüş. Yukarda bahsedilenler her belediye başkanının yapmak istediği şeylerdir ve bazıları gerçekten de olmazsa olmazlardır. Ancak temelde irdelenecek 4 ana başlık vardır, bunlar da kentin imkanlarını niteler:

Ulaşım: Gerek turistik açıdan ve gerekse başka sebeplerle (yatırım, yerleşme, ticaret vb.) gelecek insanların kente ulaşabilmesi gerekir. Ancak bu “havaalanı yapılmalıdır” demek değildir. Huzurlu bir doğa vadeden bir kentseniz uçakların sesinden ötürü dahi o kentte havaalanı olmayabilir. Otogar da şart değildir. Her kentte vardır, ancak öyle bir kent yaparsınız ki yalnızca özel servis araçlarıyla, sadece belediyenin s
unduğu ulaşım imkanlarıyla insanlar kente gelebilirler. Asıl mesele kente ulaşmaktır, gerisi teferruattır.

Konaklama: İlla ki 5 yıldızlı oteller olacak diye bir mesele yoktur. Hedef kitlenin daha fazla (ya da ihtiyaç duyduğu kadar) ikamet etmesi ve daha fazla gelir bırakması için kentte konaklama imkanlarının olması gerekir. Bu çadırsa çadırdır, pansiyonsa pansiyon, 5 Yıldızlı bir otelse oteldir, gerisi teferruattır.

Yeme-İçme: İnsanların bir diğer temel ihtiyacı da beslenmedir. Bir kentin ziyaretçilerinin temel beslenme ihtiyacını karşılaması gerekir. Kente özel, kentten doğan, üreyen ve kentle özdeşleşmiş yiyecekler elbette o kentin marka olmasına katkıda bulunur. Ancak şart değildir. Yeme-içme imkanlarının yeterliliği önemlidir, gerisi teferruattır.

Alış-Veriş: Kenti ziyaret eden, yerleşen, yatırım yapan kişilerin bir diğer ihtiyacı da alış-veriş yapmaktır. Bu, temel ihtiyaçlar olabileceği gibi o kente has ürünler almak da olabilir. Elbette kentin değerlerinden doğan ve kente özgü ürünleri kent dışından insanlara satmak kent için büyük bir artıdır. İdealde olması gereken kente dışardan giriş yapan insanlara kentten çıkacaklarsa bir şeyler satabilmektir. Ancak kentinize sanayi alanında yatırımcıları çekmek istiyorsanız yöresel ürünler satmak pek umrunuzda olmamalıdır, önceliğiniz olmamalıdır. Temel alış-veriş imkanlarının olması yeterlidir, gerisi teferruattır (Anlayacağınız koca g.tlü alış-veriş merkezlerini şehre sokuşturmak şart değildir, belki de kapalı çarşınızın varlığını korumaktır yapmanız gereken şey)

Bir de şehrin alametifarikaları varmış ortaya çıkarılması gereken, neymiş:

·Doğa Güzellikleri (Dağı, kayağa elverişli zirveleri, yaylası, mağarası, gölü, şelalesi, nehri, kaplıcası, ormanı, havası, gün batımı/doğumu, yüzey şekilleri…)
·Tarihi mekanları (Ören yerleri, tarihi evleri, camileri, yatırları, kiliseleri, kaleleri…)
·Yemekleri (Yemekleri, meyvesi, sebzesi, tatlısı, içeceği, çerezi …)
·Eşyaları (Hediyelikler, bezler, aksesuarlar, ürünler…)
·Ünlü Hemşerileri (şehrin ünlülerinin evleri, mezarları…)


Yalova Belediye başkanının Yalovayı bilişim şehri yapmak gibi harika bir konumlandırması vardı. Sevgili pazarlama profesyoneli Murat Bey acaba yukardaki listesinde nereye yerleştirir bu konumlandırmayı?

Özetle sevgili dostlar, mühim olan şeyler şunlardır:
1. Sağlam, ayrıştırıcı, uzun vadeli bir konumlandırma stratejisi (İstanbul’un bir konumlandırması yoktur, bir logosu, bir sembolü yoktur. İstanbul gelişmiş ve zengin bir şehirdir ancak marka şehir değildir)


2. Kentin imkanları (Hedef kitle için hangisinden ne kadar gerekiyorsa)


3. Kentin sahipleri (Kentte yaşayan insanlar)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir