Öykü/Deneme/Şiir

>hayat ve hayal

>

Pardon soru neydi? Hayat amacın nedir diye sormuştum. Hımm…Anlıyorum. Hayır anlamıyorsun. Ben sana hayat amacını soruyorum sen anlıyorsun, yani aslında anlamıyorsun. Nediyorsun Allah aşkına, anlamıyorum. Ben de onu diyorum işte anlamıyorsun ve bundan dolayı da zerre kadar alınmıyorsun. İyi de alınacak bi durum yok ki ortada. Aslında var, “anlamıyorsun” derken sana salak ya da ona benzer nispeten hakaret yerine geçebilecek, tepkiye yol açabilecek bir şeyi ima ediyorum ama sen o kadar anlamıyorsun ki beni bunu doğrudan söylemek durumunda bırakıyorsun. Çok kaba olduğunu söyleyen oldu mu daha önce. Evet, hem de çok kez, daha fazlasını da söyleyen oldu. Senin de benden aşağı kalır tarafın yok, henüz sorumun cevabını da alabilmiş değilim. Pardon soru neydi? Salaksın. İyi de bu soru değil ki, yargı bildiren bir kelimecik bir cümlecik. Yok, zaten bu soru değil; bu senin vermediğin ama şu beş dakikalık konuşmamız sonucunda benim kendi uğraşlarımla aldığım cevap.Hah hatırladım, hayat amacımı sormuştun. Şükür. Kararıp solmadan önce bir bülbülü öpmek istiyorum taç yapraklarımla. Anladım, yine şu bülbül gül saçmalığı yıllardır süregelen. Şarkılar, kitaplar yazılmış, yerli yersiz dedikodular türetilmiş yarı bitkisel yarı hayvansal ve siz bu dedikodulardan rahatsız olmak şöyle dursun, “nasıl etsek de bir rol de biz edinsek şu hikayede”nin peşindesiniz. Aldanmanıza inanamıyorum doğrusu. Ne bulur ki bir bülbül bir gülde bir yudum nefes kadar geçici dış güzellikten başka. Tamam belki beğendi bülbül gülü, ama o kadar işte, bitti gitti duygusal bağlar varmış gibi düşünmek çok saçma. Birinin yeri yurdu belli, ömrü bir mevsimlik;diğeri ise çapkın hovardanın teki, her mevsim başka bir gülle gönül eğlendirmek alışkanlığı içerisinde.Neymiş bülbül güle gül bülbüle aşıkmış da aşkları hiç bitmemiş falan…Başkaları da vardı, sevdiği için dağı deliyor öteki çöllere düşüyordu, niyeyse başkası yok sanki. Hep böyle iğneleyici ve acıtıcı konuşmak zorunda mısın? Evet. Nedenmiş o? Çünkü ben bir dikenim. Farkında mısın bilmiyorum ama bir karış aşağında yaşıyorum. Sen küçük bir tomurcukken, henüz alımlı yapraklarınla ilgileri üzerine çekmeye başlamamışken ben buralardaydım. Pek sevenim yoktur, zira güzelliklerin acıtan, kanatan kısmıyım. Hani bilirsin belki, hiç sanmıyorum ama(o kadar ki “belki” bile gereğinden fazla kuvvetli bir anlamda), tüm güzelliklerin bir bedeli vardır. Seni seven bana katlanmak durumundaymış mesela, öyle bir söylenti var. Halbuki bilmiyorlar senin bu kadar değerli olmanı sağlayan şeyin ben olduğumu. Bilmiyorlar gülü gül yapan şeyin aslında dikenli olması olduğunu. Kendime pay çıkarmaya çalışıyor gibi görünüyorum belki ama seni tenzih ederim yok öyle bi şey. Ne edersin, anlamadım? Amacım diyorum, hani şu senin güzel sesinden bahsedip duran, kasılan meşhur bülbül gibi kendimi övmek değil diyorum. Zahmetsiz elde edilen her güzellik değerinden daha aşağıya alıcı bulur. Gülü dikeniyle kabullenmek en güzeli, batsa da acıtsa da, bu onu dermeye koklamaya değer. Çok felsefi konuşuyorsun, anlamıyorum. Sen bu hikayede güzelliği sembolüze ediyorsun, o yüzden hiç bi şeyi anlamana gerek yok zaten. Sen işin felsefesine inmeyeceksin (istesen de inemezsin ya neyse) başın yukarda olacak, dik ve ışıldayacaksın rengarenk gözlere tüm güzelliklerinle, senin görevin bu kadar. Bence sen olmasan şimdiye gelmişti bülbül, bu güzelliğe kim dayanabilir. Sen acıtacaksın diye gelmiyor. Bak sen de farkına vardın bülbülün sağlam ayakkabı olmadığının, ufacık bir dikenim ben, seni gerçekten sevse bana aldırış bile etmezdi. Bir de bence sen hala bülbülü beklemekle salaklık ediyorsun. Ben olmasam da sen, sakallının bahçesindeki ömrü bülbülü beklemekle geçen diğer güller gibi solup gidecektin. Ya şimdi, şimdi sonum farklı mı olacak. Solma kısmını diyorsan hayır, farklı olmayacak. Bekleme kısmı ise sana kalmış ben sadece tavsiyede bulunmak istedim. Sence ne olmalı hayat amacım peki, o ” engin! ” bilgi ve tecrübenle ne öndereceksin bana? Reçel olmaya ne dersin? Tatlanacaksın, hem de çok faydalı. Hiç romantik değil! Sorun romantizmse, reçelle romantizm yapanlar var diyebilirim sana ama burada sen amaç değil araç oluyorsun. Mesela sevgilisine kur yapmak için seni ekmeğin üzerine sürecek erkek ve “aslında reçel benim için bir amaç değil araç” diye düşünecek. Hiç bir şey anlamadım dediklerinden. Şaşırmadım. Ben sevmedim bu sonu, sıcak sularda haşlanıp kepekli ekmekler üstünde servis edilmek istemiyorum. Düşündüm de zaten sarı gülden reçel de yapmazlar. Kırmızı ve pembenin tonları çok revaçta yemek sektöründe. Başka ne olabilir? Bir bukette ayrılık taşımaya ne dersin? O nası bi şey. Taşınması ve katlanması zor bi şey. Katlanınca daha kolay taşınıyor ama sorun yer değil,tamamen duygusal. Nasıl taşıyacağım, hiç tecrübem yok? Doğal ol yeter. Solmana, ezilip büzülmene falan gerek yok. Sonuç? Sonuçta yaşanmışlara bir son, yaşanmamış ve hiç yaşanmayacak hayallere bir nokta niteliğinde, biraz üzücü yani. Evet çok üzülürüm böyle bir sonum olursa. Sen değil sarı gül, sen değil. Gülleri alan kişi üzülecek. Vaay başka güller de var yani. İlk verem diken olarak tarihe geçmek üzereyim. Peki neden kırmızı güller gibi sevda kokmuyor, mutluluk saçmıyorum? Onu bana değil yaradana soracaksın. Bir de aklımda kalan, en kalıcı olan, kurutulmak var.Duyduklarım arasında en mantıklısı bu sanırım. Ne kadar yaşarım? Kitap arası olursan, ve de kitap iyi de kullanılıyor ya da korunuyorsa sonsuza dek nerdeyse. Ama bir bukette duvara asılı olursan üç beş sene sonra hooop doğru çöpe. Hiç iyi bir dost değilsin. Dost olduğumu kim söyledi ki, ben bir dikenim, güzelliklerin acıtan inciten kısmıyım. Sevmedim tavsiyelerini, ben bülbülü bekleyeceğim ve günün birinde gelecek, biliyorum. Sen de diğer güller gibi duygusalsın, yazık. Bir boynu bükük serçeye razıl ol derim ben. Şehrin göbeğinde, bir apartman dairesinin girişinin yan tarafında, dibine atık sular akan, gelenin geçenin artık hayranlıkla bile değil hiç bakmadığı bir güle bülbülün uğrayacağını hiç sanmıyorum. Sana gerçekçilik öneriyorum. Ben de sana hayal kurmayı öneriyorum, incitse de yaşamak demek bülbülün hayaliyle yaşamak demektir. Ölmek demekse senin dediklerin gibi reçel olmak, bukette ayrılık taşımak, kurutulmaktır. Sen bir dikensin ve çoktan ölmüşsün, Allah rahmet eylesin.
eylül 2007

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir