Marka Siyasi Pazarlama

Kılıçdaroğlu Markası Doğduğu Gibi Mi?

Yazayım yazayım diyorum, bir türlü siyasofobimi yenemiyorum. Siyasofobi denilen şey söylediklerinin siyasi anlaşılmasından, duygusal ve hassas olunan bir konuda ahkam kesmenin risklerinden korkmak oluyor. Yalana gerek yok, az önce uydurdum :)

Ellerinde belgelerle Melih Gökçek’i sinir küpüne döndüren bir siyasetçi. Belgeler gösteriyor, iddialarda bulunuyor, sakin sakin sinir ediyor. “Sakin Dev” söylemleriyle doğuyor. Dengir Mir Mehmet Fırat’ın karşısına çıkıyor onu da al aşağı ediyor. Fırat tartışma sonrası istifa ediyor.

Bu ülke kendi elleriyle bir Uğur Dündar markası yarattı. Şaka değil, kuş gribi vakaları sonrası adam (Uğur Dündar) bir sektörü – tavukçuluk sektörünü – büyük bir hezimetten kurtardı. Duygusal insanlarız. Adaletsizliğe, kandırıkçılığa üzülüyoruz, temizleyeni de alkışlıyoruz.

Siyasetin Uğur Dündar’ı Kılıçdaroğlu, pek çok yamukluğu parmağıyla işaret etti. Doğru şeyler söyledi kesinlikle ama hepsi doğru muydu bilmiyorum. Ama bir alt yapısı olduğu kesin. Şiddetle reddedilen bir iddiası olduğunu hatırlamıyorum. Varsa da oyatıcı (iş bu yazıda oy verecek kitleye oyatıcı denecektir) tarafından zihinlere kazınan şey, gözlüklü, orta yaşın üzerinde, aklı başında, sakin, efendi, düzgün bir insanın suçlar ve yanlışlar üzerine gittiğiydi.

Siyasi partilerin başındaki insanlar siyasi markaları oyatıcının nezdinde çok fazla etkiliyor. Bunu kimse inkar edemez. Siyasi liderler, parti markasının en önemli parçalarından biri.  Recep Tayyip Erdoğan’ın (bu yazıda RTE olarak geçecektir) ilginç bir konumlandırması var. Kendisi öyleyse de, profesyonel olarak markası yönetiliyorsa da, tutarlı bir marka kişiliği olduğu söylenebilir. Samimi, Kasım Paşalı, sokaktaki vatandaşın “Yenge Nerde?” diye soru sorabileceği, arada bir ağzını bozsa da kimsenin yadırgamadığı, Süleyman Demirel vari yüzsüzlüklerinin dahi kabul gördüğü bir marka kişiliğinden bahsediyoruz. Ben hep şunu söylemiştim: Böyle bir markanın karşısında, yine halkla bütünleşmiş, daha efendi, daha daha aklı başında, daha sakin, Bahçeli gibi meydanlarda ip atan değil de aklıyla, efendiliğiyle, mütevaziliğiyle ama aynı zamanda bilgi ve görgüsüyle insanların gönül teline dokunan ve RTE’nin tam da karşısına kendisini konumlandıran bir markanın iş yapacağını iddia etmiştim.

Bugün gelinen noktada, Kılıçdaroğlu RTE gibi konuşmaya başladı. Koruması gerektiği pozisyon çok zor bir pozisyon. Çok güvenilir bir konumu sahiplenmek, RTE’nin sahiplendiği konumdan çok daha zor bir pozisyon. Bir şeyi söylerken, yaparken, strateji diye masanın üzerine koyarken üç-beş kat daha fazla düşünmesi gereken bir pozisyon. Ticari markalardan örnek verecek olursak, geçtiğimiz günlerde birden fazla otomotiv markasının başına gelen yanlış imalat sonucu geri çağırma vakası, güvenlikle ön plana çıkan bir marka olan Volvo’da olsa, belki de tüm markalardan daha fazla etkilenecektir. Bu yüzden Volvo’nun gerçek manada kılı kırk yarması gerekir. Ancak Kılıçdaroğlu’nun bu marka işinden çok da anladığı söylenemez. Radikal Gazetesi’nde çıkan bir köşe yazısı şu şekilde:

Bir marka olarak CHP ve Kemal Bey 
Yine marka konferansından: Kılıçdaroğlu CHP’yi ‘iyi bir marka’ görüyor. İlk kriter olarak da kalıcılığını gösteriyor. Yani ‘cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana CHP’nin ayakta kalması bile kalite için bir başarı. Sonrası yok ne yazık ki… ‘Eğitim şart’, ‘herkes vergisini versin’ retoriğini bir kenara koyarsak Kılıçdaroğlu’nun söyleyecek ‘marka’ anlamında çok fazla sözü de yok. Hatta bir ara Fatih Altaylı da buna isyan etti. Bir marka konferansında lafın geldiği yer Kayseri’deki yolsuzluk iddiaları tartışması oldu. Kılıçdaroğlu’nu izlerken şunu fark ediyorsunuz: Aslında hep aynı sözleri tekrar edip duruyor. Bütçe görüşmelerinde de Marka Konferansı’nda da kelimeleri ve cümleleri hep aynı. Kılıçdaroğlu kendi markasını ise ‘sakin, kindar değil, dürüst’ diye tanımlıyor… İyi bir insan olmak için yeterli peki bir lider ve başbakan adayı için yeterli mi? Emin değilim. Bugün çarşaf liste, blok listeyi tartışıyoruz ama belki de asıl tartışmamız gereken bizzat Kılıçdaroğlu. Kızmak yok.”

Toparlamak gerekirse. Kılıçdaroğlu, küfür ettiği iddialarıyla (sadece iddialarla bile), RTE’ye yönelttiği sıfatlarla, doğurduğu Kılıçdaroğlu markasına ne yazık ki ciddi zararlar veriyor. “Çok güvenilir” konumlandırmasına sahipseniz giydiğiniz gömleğin fiyatı proje önerilerinizin dahi önüne çıkıyor. Nasıl oluyor da RTE bu kadar (bkz. “Ananı da al git.”, “Artistik yapma”, “Lan,…”) laf ederken prim kaybetmiyor da, Kılıçdaroğlu kaybediyor? Tamamen marka konumlandırmasıyla ilgili, RTE’nin söyledikleri marka kişiliğiyle çelişmiyor. Ancak karşısına çıkan, kendini farklı pozisyonlamış bir marka, oyatıcının bilinç altındaki rahatsızlıkları ortaya çıkarabilir. Ne işse her gelen de aynı gömleği giyip, aynı ringe iniyor. Siyasi markaların hala gideceği çok yol var. İki yıldır, en azından muhalefet tarafından pek bir şey değişmemiş diye düşünüyorum. Eski yazılar aşağıda:

İyi hafta sonları.

1 thought on “Kılıçdaroğlu Markası Doğduğu Gibi Mi?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir