Öykü Öykü/Deneme/Şiir

Sana

>Tanrıya olan inancım daha da arttı bu şaheserini görünce. O simsiyah saçları bembeyaz kanatlarıyla ahenk içindeydi, kömürün kastedilmediği mekanlarda kara bir elmastı gözleri: kara denecek kadar siyah ve elmas denecek kadar değerliydi anlayacağınız. Gülüşü bir çocuğunki kadar içten ve en az bakışları kadar bağımlılık yapıcıydı, her hareketi bir şaheseri tamamlayan küçük parçalardı, hayran olmaya yetmiyordu zaman. Çünkü gelip geçiyordu gözünün önünden ve bir göz ucu selamını gönül heybenin en düşmeycek yerine tutturuyordun ya da görmüyordu seni, sen uzaktan seyrederken buna da şükrediyordun. Ama bazen konuşuyordun. Ne mi konuşuluyordu? Bilmem, ne önemi vardı ki? Mutluluk dolu sesiyle beynine hükmederken konunun ne önemi vardı ve olsa bile beynin bunu algılamazdı ki. Gelip geçerken gülümsüyordu bir de. Dudakları incelirken gözleri küçülüyordu, kalbimse büyüyordu ve daha fazla yer için kaburgalarımı rahatsız ediyordu, kabına sığmıyordu. Bir gülüşü üzerine yazılacak o kadar çok şey vardı ki ve uzadıkça cümleler daha çok aşikar oluyordu gördüğüm şaheseri anlatmayı amaçlayan beyhude çabamın acizliği. Bir yandan da korkuyordum boğulmaktan ya da kovulmaktan, kaybedecek hayallerimden başka bir şeyim yoktu oysa ki. O hiç bir şey demiyordu, bir kadının olması gerektiği gibi asil, zarif ve inceydi, sadece gülüyordu. Bense ürkektim, bir adım atmak istedim, cesaretti bu sanırım, sonucunu bilmeden, ama az çok gerçekçi, hayallerden kopmadan yola koyulmak. Hoş geldin dedim kendime, kendime gelmiştim onu da masum bir çaya bekliyordum.

kasım 2006

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir