Marka Siyasi Pazarlama

Siyasi Partilerin Vaat Sorunu

Selamlar,
Seçimler yaklaşıyor. Biliyorsunuz ki siyasi partiler sadece vaat satar. İktidardaki partinin muhalefet partilerinden farkı geçmişte yaptıklarını işaret edip gelecek vaatlerini daha gerçekçi kılmaktır. Marka vaadi dediğimiz şeyin belki de üründen en bağımsız, “sek vaat” halini burada görürüz. Size hiç bir ürün vermeden sizin satın alma kararını vermeniz isteniyor ve işin kötüsü satın alım işleminin iadesi de mümkün değil. Geçen seçimlere göre nispeten farklı bir seçim izliyoruz. Televizyon reklamları çoğunlukla başarılı ve etkileyici. Ancak muhalefetler yine pazarlama, marka, hedef kitle, marka vaadi meselesinde sınıfta kalıyorlar. Keşke Obama gibi muhalifler olsa da şöyle yaratıcılık dolu kıran kırana bir seçim izlesek (Seks kasetleri yerine).

Obama kampanyasının sürüyle konuşulacak yönü vardı tabi ama en baştan işin içinde ihtiyacı anlama ve yaratıcılık vardı. Reklamın demogojik olmaması da dikkat edilmesi gereken bir husus. Bir ona bakıyorum bir bizim muhalefet partilerinin seçim vaatlerine, kafayı yiyorum. Devlet Bahçeli’nin püskeviti bir çok seçim vaadinden çok konuşuldu. Tartışmasız en iyi seçim vaadi yine iktidar partisinden geldi. Hem 2023 vizyonu, hem “İstikrar” konumlandırması, hem de Kanal İstanbul gibi çılgın projeleriyle standart asgari ücret, mazot, işsizlik, üniversite harçları, emeklilik gibi micro vaatlerin arasından sıyrıldı. Tabi ki iktidar partisi olduğu için bir çok avantajı elinde bulunduruyor, daha önce kullandığınız bir ürünü yeniden satın almak gibi…

Miskin miskin koltuğumda uzanırken aklıma takıldı, araştırdım. Marka vaadinin bir tüketici ihtiyacına karşılık gelmesi gerekir. Bu tüketici kitlesi de belirli bir sayıya ulaşacak ki yaptığınız yatırımın faydasını göresiniz. “İlk oyum MHP’ye” iletişimi nokta atışı olması sebebiyle başarılı ancak bu 100.000 kişi bile niş kalıyor. Ben de yoksullukla mücadele şarkıları çalınırken acaba ne kadar yoksuluz diye baktım. Tahminlerim doğru çıktı. Türkiye’de GSMH ve kişi başına düşen GSMH artıyor. Büyüyen bir ekonomi için bu normal. Ancak “yoksulluk” kriteri için tek parametre bu değil tabi. Satın alma gücü paritesi işin içine girince gerçekte insanların ne kadar zenginleştiğini anlıyoruz ve işte Dünya Bankası tarafından açıklanan Satın Alma Gücü Paritesini içeren kişi başı GSMH.

Yani yukarıdaki verilere göre ortalama bir Türk insanı 2004’e göre %30 daha zengin ve Türkiye her yıl ortalama %6 büyüyor. Aslında iş burada da bitmiyor. Gelir dağılımı adil mi değil mi ona da bakmak gerekiyor. Ancak sokaktaki arabaların modellerine bakarak dahi Türk insanının bundan 10 yıl öncesine göre ortalamada daha zengin olduğunu görebilirsiniz. Büyüyen bir ekonomide insanların refah seviyesini yükselteceğinize dair vaatleriniz çok etki yaratmaz. Yoksulluk, açlık, kıtlık gibi söylemler bundan belki 20 yıl önce çok iş yapıyordu ama artık iş yapmaz.

Asgari ücrete dair yorumlar, mazot fiyatları, çiftçiye esnafa bi şeyler bi şeyler… Sürekli takip etmeme rağmen aklımda kalmayan, insanların duygularını değiştirmeye, sosyal bir hareket yaratmaya yetmeyecek kadar zayıf marka vaatleri… Elbette muhalefet partileri ülkede her şeyin yolunda olmadığını ifade edecek ve düzeltmek için oy isteyecek. Ama yolunda gitmeyen şey açlık, yoksulluk vs. (Genel olarak refah) değil. CHP’nin yasak temalı reklamları bu vaat çöplüğünden sıyrılan bir iletişim çalışması olarak başarılı. AK Parti’nin reklamları ise başından beri tutarlı ve başarılı. Başbakanın kendisinin konuşmaması çok doğru bir tercih. Sanırım en son yapılan türkülü reklam “Herkes için” konumlandırmasını CHP’den daha fazla sahiplenmesini sağlamış durumda.

Kişisel olarak da sıkıldım artık asgari ücret, mazot, çiftçi… reklamları izlemekten. Pazarlamadan anlayan, iletişimi yönetebilen, yaratıcı siyasi partiler istiyorum (tabi dürüst de olsalar iyi olur). Bu konuda profesyonel destek almak artık şart. Siyasi pazarlama reklam konusunda ilerleme kaydetmiş olsa da marka vaadi konusunda muhalefet partileri yine sınıfta kaldı. Hepinize iyi seçimler.Ben en iyi reklamı kim yaparsa oyumu ona vereceğim :)

1 thought on “Siyasi Partilerin Vaat Sorunu”

  1. Serhan arkadaşım. Yani bize ekmek çıksın da ne olursa olsun diyorsun ha.

    Bu arada ekonomideki gelir dağılımını incelerken gelir adaleti vs için GINI Coefficient denilen gösterge kullanlıyor.(Lorenz curve den derive edilen. Lorenz curve de tam adaletli gelir tablosunu 45 derecelik acı olarak alıp. Ülkedeki gelir dağılımını çizdirip aradaki farka bakıyor)

    Neyse hasılı bu rakamlara (Gini coeff) ve Gini nin tanımına aşağıdaki linkten ulaşılabilir. Yalnız burada şu noktaya temas etmek lazım. Tabi ki bu göstergeler nufusu 5 parçaya böldüğü için sonuçta aggregation problemi de olduğu göz ardı edilmemeli.

    Gini coefficient. The Gini coefficient is a number between 0 and 1, where 0 corresponds with perfect equality (where everyone has the same income) and 1 corresponds with perfect inequality (where one person has all the income, and everyone else has zero income).

    http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_income_equality

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir