Marka Siyasi Pazarlama

Yeni Kurulacak Siyasi Parti Nereye Oturmalı?

Gerek yerel seçimler ve gerekse Obama’nın seçim başarısı siyasi iletişim ve pazarlama konusunu son dönemlerin popüler başlığı haline getirdi. Amerika’da temelde cumhuriyetçiler ve demokratlar şeklinde olan bölümleme kendi siyasi geçmişimizde defalarca değişti. AKP’den önceki dönemde sağ-sol bölümlemesi siyasi partilerin argümanları oldu. Öte yandan çikolata pazarı bölümlemek kadar masum olmayan bu bölümleme, ne yazık ki kötü sonuçlara sebep olarak “bölümleme” değil doğrudan “bölme” ye sebep olayazdı. Sonrasında ise “Bu düzen değişecek.” söylemiyle birkaç parti (AKP’nin yanında, gençleri hedef alan ve sönüp giden Genç Parti’yi de saymak gerekir) bölümlemeyi değiştirdi. Geçmişte Ecevit’in kullandığı bu slogana karşılık söylemler türemişti: Düzen halinden memnun, düzülen ne zaman değişecek?. Sadece meşrep bir espri gibi görünen bu söylemin altında yatan şeyse bölümleme çeşitleri ne kadar değişirse değişsin seçmenin aynı seçmen olduğudur. Geçmişte sağ-sol fanatizmi yapan seçmenler hala hayattalar ve bugün farklı bir segmentte yerlerini alıyorlar. Belki MHP, belki CHP belki de SP bayrakları sallıyorlar.

Yüzümüzü ABD’ye çevirecek olursak, Obama’nın başarısı: “İyi konumlandırma, sürekli iletişim, çift yönlü iletişim (yani halkla olan etkileşim) ve mecraların (internet gibi) etkin kullanımı” olarak özetlenebilir. Biraz açmak gerekirse cumhuriyetçi ve demokrat şeklindeki iki segmentin bulunduğu pazarda mesele sadece kullanılan mecra değil iletişimin sürekliliği ve tutarlılığıdır. Mesela parti içindekli rakiplerinden Clinton söylemini bir kaç kez değiştirmiştir ancak Obama sadece “Change” üzerine gitmistir kampanyanın başından sonuna kadar.

Bunun ötesinde bu başarının ortaya çıkmasında etkili olan şeyin bir ihtiyaç olduğu da aşikardır. “Change” bu ihtiyacı karşıladığı için başarılı olmuştur. Bunak, yaşlı, savaşçı, sorunlu Bush’tan sonra Obama’nın “Değişim” diyerek kazanması, bizdeki yaşlı, yorgun Ecevit hükümetinden sonra değişim demese de değişim vadeden AKP’nin seçimi kazanması gibi (AK Parti diyelim başbakan kızıyor :)) Yani iletişimin tutarlı olması önemlidir ama iletişimini yaptığımız şeyin güçlü bir ihtiyaç olması daha da önemlidir. Yani halkın değişim isteyecek kadar yıpranmış ve arayış içinde olması da gerekir. Obama’nın başarısını tetikleyen bir etken de karşısında eski asker, yaşlı, ağır bir rakibi olmasıdır. Yerel seçimlerde onlarca belediye başkanı ve belki binlerce “yaratıcı” muhtar değişim sloganını kullandı ama halk değişimi hissetmiyorsa başka bi yerden yakalamak gerekir. İki örnekten biri başbakanın İzmir’e gidip “Kale diye bi şey yok değişecek bu!” demesi (Sen mi karar vereceksin değişeceğine, halk istemiyor işte), ikincisi ise Karayalçın’ın Ankara’da değişim demesi (Sen niye değişmedin o zaman, hep aynı Karayalçın, yıllardır bilindik bir isim, değişim bunun neresinde?). Demek istediğim şey insanlara “değiştirmeyin” demek değil tabi ki, o zaman aynı partide kalırlar seçimi nasıl kazanacaksın :) Başka, tutarlı ve önemli bir ihityacı karşılayan bir söylem gereklidir.

Öte yandan insanların siyasete olan ilgisi sadece seçim zamanı yoğunlaşır ama halk öncesinde yapılanları unutmaz. Bilinç altında o kişi/partiye karşı bir marka vaadi inşa edilir. Ben her şeyin zıttıyla var olduğunu düşünüyorum, bu vaatler de bazı korkular, endişeler, hassasiyetler sıçrama tahtası olarak kullanılıp kuruluyor. Şu andaki dört kutuplu yapı (segmentasyon) içine 5. yi almıyor. CHP X AKP ve MHP X DTP. Eskiden sağ-sol şeklinde olan segmentasyon şu an değişmiş durumda ve bu yapıda ne DP’ye, ne ANAP’a, ne de SP’ye yer var. Bu partilerden bir kısmı bizim nich diye tabir ettiğimiz kısıtlı sayıda ama oturmuş seçmen kitlesini hedef kitle olarak benimsemek durumundadır. SP, TKP, İP, ÖDP birer nich partidir ve bir devrim olmadığı sürece bu nichler iktidar partiler arasında yer alamazlar.

Önümüzdeki genel seçimlere girecek yeni bir partinin çok önemli bir karar vermesi gerekiyor. Bunların arasına girip bir kutupta mı yer alacak yoksa bu yapıyı dağıtıp kendisine yeni bir oyun alanı mı yaratak? Ufuk Uras CHP’nin üzerine oturursa CHP’nin pastasını böler ve kimsenin işine yaramaz. Abdullatif Şener önderliğinde kurulacak bir parti AKP’nin üzerine oturmaya kalkarsa yine hata yapar. Daha ortaya gelip diğer partilerin tabanını teşkil edenlerden değil ama değişime açık olanlardan da destek alması gerekir. Neticede AKP zamanında bunu yaptı, ortaya girdi, segmentleri dağıttı ve zamanında ANAP’ın yaptığı gibi herkesin partisi oldu, şimdi ise bir kutuba doğru çekilmiş durumda ve orta yavaş yavaş boşalıyor… Öte yandan yukarıda da bahsettiğimiz gibi şu an iktidar ve muhalefet partilerinin karşılayamadığı bir ihtiyacı bulup, konumlandırmayı, parti içi yapılanmayı, hatta bayrak rengini ve şeklini ona göre yaratmak ve onun üzerine iletişim yapmak gerekir.

Peki şimdi ne işe yarar? İnsanların değişim istemediği (AKP hala %40 a yakın bir oy potansiyeline sahipken: 2002-%34, 2004-%40, 2007-%45, 2009-%40) bir durumda AKP’nin çatlayan yönlerini bulup onların tersine olumlu çizgide gitmek, belki tüm liderlerin – başta başbakanın – agresif olduğu bir ortamda biraz daha efendi olmak ama aynı zamanda halkla da yakın olmak bir model olabilir. Mevcut partilerden bir sıçrama tahtası edinmek riskli olabilir. Ayrıca ton ton Özal Amca, Karaoğlan, Bacı, Süleyman Baba ve Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan gösterdi ki “Bu halk samimiyetten haz ediyor”. Belki de boğazı yüzerek geçen elinde şarap kadehli bir liderin değil, kendisiyle rakı masasına oturup muhabbet edecek bir liderin peşinden gidiyor. Ana avrat sövmese de iyi olur tabi :))

Tabi Konda şirketinin yaptığı araştırma sonucu elde ettiği aşağıdaki seçmen tiplerini de göz önünde bulundurmak gerekiyor:

 

  • İdeolojik: % 29
  • Son dakikacı (Siyasete ilgisiz): % 25
  • Lider takipçisi: % 18
  • Taraftar seçmen: % 17
  • Partisiz (Siyasetle çok ilgili, ama partim yok diyen): % 11

 

Özetle, siyaset pazarında başarının beş temel ayağı vardır ve iletişim bunlardan biridir:
  1. Mevcut seçmen segmentasyonun analiz edilmesi
  2. Karşılanmayan bir seçmen ihtiyacını gideren konumlandırmanın keşfedilmesi
  3. Selef iktidar ve yöneticinin halk üzerindeki etkisinin analiz edilmesi
  4. Ülkedeki/bölgedeki seçmen profilinin analize edilmesi
  5. Seçim döneminde marka gerçekleriyle tutarlı ve etkin iletişim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir