Düşünce

Yeter Artık Beni Anlamayın!

“Bu kitabı alanlar bu kitapları da aldı” ile başladı her şey. “Sonra bu filmi inceleyenler bunu da inceledi” diye devam etti. Ne aldım, neye baktım, ne izledim, ne okuduysam hepsini kaydetmeye çalışıyorlar. Markalardan bahsediyorum. Onlar, tüketiciyi daha iyi tanımak ve onun ne istediğini daha iyi anlamak için pek çok veriyi depoluyorlar. Ama bu beni rahatsız etmeye başladı.

Google da bunun bir parçası oldu. Google Adwords’ün reklam verenlere sunduğu Remarketing adlı bir hizmeti var. Her nereyi ziyaret etseniz karşınıza aynı reklamların çıktığını fark etmişsinizdir. Esasında mucizevi bir şey. Sizin daha önceki Google aramalarınızı esas alarak aradığınız şeylerle ilgili reklamları yayınlamaya başlıyor. Nereye giderseniz gidin o şeyler peşinizde. Diyelim yeni bir ev tuttunuz ve bir televizyon alacaksınız. Google’da aradınız. Sonraki bir ay nereye giderseniz o televizyon peşinizden koşuyor. 

Öte yandan pek çok süpermarket markası da sadakat kartları müşteri verilerini işlemek için kullanıyor. Örneğin bir kadının yeni doğurduğunu ya da 1-2 yaşında bir çocuğu olduğunu fişlerinden anlayabiliyorsunuz. Buna karşılık olarak da ona özel indirim ve fırsatlar sunabiliyorsunuz. Aslında mükemmel bir şey.

Peki bir de olaya diğer taraftan bakalım. Bu sistem öncelikle benim eskiden neyle ilgilendiysem onunla ilgileneceğimi var sayıyor. Oysa mesela ben 2 gün içinde televizyonumu alıyorum ama bana 28 gün televizyon reklamı yapmaya devam ediyor. İkinci olarak kitap sitelerindeki ve film sitelerindeki mantık beni rahatsız ediyor. Beni şartlandırıyor. Bana başkalarını örnek göstererek benim de onlar gibi olduğumu var sayıyor. Oysa belki ben tamamen bam başka bir şeyler bulmak istiyorum. Bu sistem beni şartlandırıyor. Youtube’da bunu gözlemlemek daha kolay. Sürekli karşıma daha önce izlediğim videolarla ilgili videolar gösteriyor.

Başka bir örnek vereyim. Eskiden Winamp vardı ve çokça MP3 dinlerdim. Binlerce şarkının olduğu bir listem vardı. Belki pek çoğu da sevdiğim şarkılardı. Ama çok sıkılırdım. Radyonun kıymetini ise o zaman anladım. Radyonun güzelliği bana sürprizler yapması ve beni şaşırtmasıydı. Evet, ben de istediğim zaman Erkin Koray’dan “Öyle Bir Geçer Zaman Ki”yi dinleyebilirdim. Ama o zaman beklenmedik anda karşılaşmanın keyfini yaşayamazdım.

Özetle tüm içtenliğimle şunu söylemek istiyorum. Yeter artık beni anlamayın! Beni anlamayın ki ben de yepyeni şeyler keşfedebileyim. Sürekli daha önce gittiğim yerleri gösterirsen nasıl yeni yerler görürüm ben? Peki nasıl şaşıracağım? Lütfen beni daha fazla anlamayın da ben de sürprizlerin doyumsuz lezzetinden mahrum kalmayayım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir