Düşünce Öykü/Deneme/Şiir

Hayal Bile Kurdurmuyorlar İnsana

Hayal bile kurdurmuyorlar insana. Her taraftan hücum ediyorlar. Hayal bile kuramıyor artık insan. Gerçeği illa ki tırtıklıyor ucundan köşesinden. Bi de gerçeği gözüne gözüne sokuyorlar insanın. Hayal kırıklığı yaşamamak için hayal kurmuyor insan. Hayal kurmak için ne gerekiyorsa hepsinden uzağa, kalabalığa ve bilgi kirliliğinin içine içine koşuyor.

O Adam Aslında Ölü

Sinemadayım. Film öncesindeki reklamları izlemeyi çok severim. Eskiden alkol reklamları olurdu ne güzel. Kaliteli, kafa yorulmuş, etkileyici reklamlar yapıyordu köftehorlar. Yasakladılar şimdi, iyi oldu. İzleyip izleyip özeniyor, çıkışta içmeye gidiyordum. Zil zurna, küfede dönüyordum eve. Az önce izlediğim reklamlarda aynı tat yok. Televizyonda da gördüğün reklamı sinemada görmek işin havasını bozuyor sanırım. Bir de fragmanlar oluyor. Fragmanlar… Hayal katilleri… Hani bir komedi filmine aitse, hemen hemen tüm komik sahnelerin 35 saniyeye sıkıştırılmaya çalışıldığı manipülatörler. Az önce izlediğim fragmandan sonra fragman izlememe kararı almış olmanın dayanılmaz prensiplilik hissi içindeyim. Bilirsiniz. Prensip sahibi olmak da bir saygınlık kaynağıdır ve bunun için prensip sahibi olanlar da yok değildir. Yaklaşık 30 saniye içine filmin iki zaman diliminde geçtiğinin mesajını veren ve tüm hikayenin seyrini aktarma talihsizliğine sahip fragman sayesinde hatanın nerede olduğunu anlıyorum.

Sıradaki Parça Zaten Sırada

Radyoda bir şarkı çalmaya başlıyor. Erkin Koray, bir “Sevince” şarkısı patlatıyor. Normal zamanda istediğim her an dinleyebileceğim bu şarkının radyo dalgaları arasından zamansızca çıkışı, tüylerimi diken diken yapıyor. Uzun zamandır hiç bir şarkı bunu becerememişti. Şarkıyı sevdiğime gönderiyorum. “Bu senin için diyorum.”. Frekansı söylüyorum. Winamplı yılları yaşamış biri olarak binlerce şarkının bilgisayar ekranında bir listede hazır bekliyor olmasının pek de matah bir şey olmadığını fark ediyorum. Hatanın nerede olduğunu anlıyorum.

Dünya kadar para verip gittiğin Metallica konserinde sıradaki şarkının ne olduğunu biliyorsun. Hem de bu bir lütuf gibi sunuluyor. Ne saçma? Ne aptalca? Ne “fast food” ca. Metallica by Request adı altında duyurulan bu etkinlik yönteminin bir saçmalıktan ibaret olduğunun kimse neden farkında değil? Ne çalacağını ve hangi sırayla çalacağını insanlara söylemek, hatta insanların bunu belirlemesini sağlamak (!) kadar bir dinleyiciye yapılabilecek kötülük var mı bilmiyorum. Bir konser benzersiz bir deneyim değilse nedir? Gelecekteki bir mutluluğu satın almak için elinde telefon, aynısından yüzlerce olduğunu bile bile, performansı kaydeden kişi şimdiki mutluluğunu harcadığını bilmiyor.

Görülmesi Gereken Yerleri Zaten Gördük

Paris’e neden gideyim? Eyfel Kulesi’ni neden göreyim? Daha önce belki yüzlerce kez ve her açıdan gördüğüm o görsel manzarayı tekrar görmek bana ne verecek. Gidip önünde fotoğraf çektirmek ve “Ben buradaydım” demek için biraz pahalı bir zevk bu. Tırtıklıyoruz deneyimi ucundan kıyısından. Görmemiz gereken yerleri öncenden görmek istiyoruz. En azından kısmen. Peki neden? Hayal kırıklığı yaşamamak için mi? Peki bu yaşadığımız şeyin adı ne? Bir yerde bir yanlışlık var ama ne? Sanırım biliyorum.

Bir arkadaşınla olmadık bir yerde karşılaşmanın verdiği zevki tarif edebilir misin bana? Ya da hiç ummadığın bir anda eski bir dosttan ne zaman haber aldın? Ya da en son ne zaman radyoda çıkan bir şarkıyla tüylerin diken diken oldu? Ya da en son nereye gittin de gördüğün manzara karşısında şaşkınlıktan ağzın açık kaldı?

Mutluluk, bahş edilen değil uğruna çalışılıp kazanılan bir şey olduğu günden beri bir görev haline geldi. Mutlu olma görevini layıkıyla yerine getirmek için elimizde listelerle yaşıyoruz hayatı.

Adı ve yönetmeni dışında hakkında hiç bir şey bilmediğim bir filmi izliyorum. Ne kadar kötü bir film. En son ne zaman bu kadar kötü bir film izledim hatırlamıyorum. Yo yo… hatırlıyorum. “Meksika Katliamı” isimli bir filmdi. Nevalle gitmiştik, üniversitedeydik. Belki 6 sene oldu. Sonra adı ve yönetmeni dışında hiç bir şey bilmediğim bir başka film izliyorum. Ne mükemmel film. En son ne zaman bu kadar iyi bir film izledim hatırlamıyorum. IMDB gibi lanetler hayatımıza girdiğinden beri çok kötü filmler izleyemiyoruz, hayal kırıklıkları yaşayamıyoruz. Öte yandan tırtıkladığımız hayaller ve beklentilerin oluşturduğu ön yargılar hiç bir filme hayran olmamaya neden oluyor. Farkında değiliz. Aynı şey gezip gördüğümüz yerler için de geçerli. Fotoğraflarını görerek ve pek çok deneyimi önden tırtıklayarak aslolanın böğrüne nacak vuruyoruz farkında değiliz.

Formül basit. Bilgiyi al. Olabildiğince az al. Deneyimi vaktine havale et, kısmen de olsa yaşamaya çalışma. Deneyimin heyecanını öldüren tüm kişi ve araçları da gözden uzak tut. O kadar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir